28 Nisan 2014 Pazartesi

Büyüme Çocuğum


Ben paranoyak, korkak, pislik, yalancı, it herifin teki değilmişim. Sadece hayat boktanlaşmış. Düzeni bozulmuş dünya kıyameti çağırırken kendine, nasıl olur da bir takım iyiler ayakta kalır? Saflık, temizlik yürekleri teker teker terk etmeye başladığında büyüdüğümü fark ettim. Hayattı bu çocuğum, hayat. Asla dönülemeyecekti çocukluğa ve kurulan masumane hayallere. Geçmiş eski defterlerin arasına yazılmış birkaç satırdan ibaretti. En sevdiğin, en değer verdiğin bile gün gelip sana sırtını çevirebiliyorken, nasıl olur da bekleyebilirdin ki bir başkasından karşılıksız iyiliği. Nasıl olur da bir anne şefkati gibi dokunabilirdi yanaklarına. Dostluğun, aşkın bile satın alınabileceğini yahut şehvetin tüm bunların yerine bırakabileceğini sen biliyorken nasıl olur da tekrardan gülümseyebilir, bir umutla bakabilirdin hayata, aşka. Bütün evreni saran karanlık, büyüdükçe yüreklerde de başlar oldu. Gelenler, gidenler, arkasını dönmeden terk edenler. Hayal kırıklıklarıyla doluydu benim ceplerim. Oysa ki ne hayaller kurardın çocuk düşlerinde. Gökyüzündeki yıldızlar kadar düşlerin vardı senin, hepsi bir bir sönmeden önce.
Önce bir kızı sevdin daha küçücükken. Yaklaşamadın ona dokunamadın. Gözlerinle sevdin onu. Herkes kadar ama herkesten daha farklı. Sonra biraz daha büyüdün. Bir başka kızı sevdin. Elini tutmak, öpmek, okşamak istedin. Olmadı. Aldı birileri onu senden. Senin bütün bunların hayalini bile kurarken yaşadığın saçma sapan mutlulukları gelip birileri çaldı. Bir başkası öptü onu gözünün önünde, sarıldı, kucakladı. Dayanamaz oldun bir vakitten sonra. İlmek ilmek beyin damarcıkların parçalandı. En sonunda toplayıp valizini terk ettin bir şehri, diğerine geldin. Her şey burada daha güzel olacak dedin. Bu şehir benim şehrim dedin, yeni bir hayat, yeni bir ben olacak dedin. Bu şehir benim şehrim dedin. Değiştirdin geçmişindeki seni ve seni sen yapan herkesi. Derken biri çıktı yine karşına. Bu sefer ne korkaklığın tuttu, ne de geç kalmışlığın. Aldın kollarına, sardın, öptün, kucakladın, sevdin, seviştin. Yaşayamadığın hiç başlamamış sevdaların hatrına onu bir daha sevdin. Dolaştırdın teninde parmaklarını. Gülümsemesiyle kendinden geçtin. Sonra zaman geçti o değişti, sen değiştin. Hep bir şeyler eksik onda dedin büyük bir aç gözlülükle. Sevda istediğin değildir, ansızın bulduğundur sözünü kabullenemedin. Gecenin halvetinde orgazma ulaşan bir derviş gibi mutluluk doluydu bir zamanlar gözlerin. Sonra terk ettiğin şehre gittin, geldin. Geride ne eski sen kalmıştın artık, ne de eski o. Yine bir şeyler olmuştu. Belki de birileri girmişti araya. Görmezden geldin. Çabaladın, çabaladın onu ve kendini geri döndürebilmek için eski haline. Paranoyaklıkların girdi bu sefer devreye. Artık birileri beynine kaynak makinesiyle çalışmalar yapıyor, üstüne kaynar sular döküyor, seni delirtiyordu. Bekledin, doğru zamanda doğru kararı verebilmek için. Her gün yıpratıyordu aldatılıyor hissiyle uyanmak. Ne lanet bir duyguydu o. Ne öldürebiliyordun kendini yahut birilerini. Ne de bir şey söyleyebiliyordun. Derken kafanda dönenler bir gün canına tak etti ve her şeyi bir anda bitiriverdin. Bu vakitten sonra ne o kendini bir tarafa bırakıp sana gelebilecekti, ne de sen bütün bu olanları sineye çekip ona gidebilecektin. Dönülmez bir yoldu artık..
Paranoyak biri değildin sen çocuğum. Aşkı yaşamak istedin ve yaşadın kendi içinde hissettin. İki yüzlülüğü de tanıdın, şehveti de, nankörlüğü de. Aldattın da aldatıldın da. Büyüdün artık yavrum. Hayat boktan ve kahpelerle dolu. Bırak sen de akışına her şeyi. Sadece yaşamana bak ve sen de kahpeleş artık herkes gibi öylece..

İhtimaller üzerine kurma sevgiyi. Git sev ya da sevme. Bir gülün ardından yıllarca seni bekleyenler de, söyle onlara beklemesinler. Karartı ilişiyor göğsüne. Yudum yudum doluyor içindeki yalnızlık, tüm hücrelerine. Göz kırpışların aldattığını yıllar önce öğrendin. Sevdin. İçinden gizlice, kimseye çaktırmadan sevdin. Sen ona yaklaşabilme hesapları yaparken, gittiğini gördün başka bir hayatın kollarına. Yine kaybettin. Yıllar geçti. Artık ne sevebilir oldun birilerini, ne de gülümseyebildin onların gözlerine. Geri çekildin tüm hayatın koşturmacasından kendi pencerene. Uğraşmaz oldun artık her gördüğün ilişkilerle. Gençlik elden gidiyor diye seslene dursun ihtiyar halin, boşverdin onu da pes ettin. Artık ne torunlarına anlatacak hikâyelerin olacak, ne de ölmeden yaşamak istediklerin. Beyninde dolaşanlar tüketti seni. Konuşamadın, anlatamadın kimseye içinden geçenleri. Bir volkan olup patlayamadın. Bir uçurum kadar derindi yaraların. Sustun sadece sustun. Haklıydın, kırgındın insanlara ve sevdalara. Sen her elini uzattığında boş bırakanlar utansın. Hiç tanımadan, hiç bilmeden kaybettiklerine yansın. Ah çocuğum.. Sen yanlış zamanda yanlış sevdaların arasında yaşıyorsun. Tamam sen Mecnunsun da hani Leyla nerde. Leyla mı kaldı bu devirde. Çölleri aşsan da, dağları delsen de, Leyla yıllar önce öldü ve sen onu hiç tanıyamadın. Bir kez olsun bile bakamadın gözlerine. Ne büyük kayıptır bu. Ara ara dalıp gidiyorsun uzaklara da, uzaklarda da kimse kalmadı. Metalaştırdılar kadınları. Herkesin hoşlandığından sen de hoşlanacaksın, adına aşk diyeceksin, onunla her gece sevişeceksin, dediler. Babalarından zengin, üstünde marka kıyafetler ve barzo sakalları.. Bu mudur yani kadınların aradıkları. Hani ilk bakışma, hani ilk heyecan nerede? Sevda bunun neresinde? Boşver çocuğum boşver. Yorma bunlarla kafanı. Bakma öyle konuştuğuma. En güzeli sen hep küçük kal. Büyüme çocuğum, asla büyüme..


                                                                                             

                                                                                             Süleyman ÇİFTLİKLİ