27 Şubat 2014 Perşembe

Kendime Kısa Notlar


Uzun soluklu yazılar yazmayı bıraksam mı diyorum. Her geçen gün daha da dibe sürüklüyorlar beni. Sevmenin sevişmeden öteye geçemediğini fark ettiğimde terk ettim seni. Ruh halin gibi içindeki tutku da değişkendi. Üzülmek için sebep bulmaya gerek yok hayatta. Hayatının nasıl olsa bir gün biteceğini söyleyen  o aptallardan değilim. Yaşamana bak sadece. Kırma mesela durduk yere birilerinin kalbini. Sana nefretle baktıklarında sadece gülümse. Yaşamaya değer onca şey varken hayatta, niye onlarla vakit kaybedesin ki. Tamam, kimi zaman haklısın. Özlüyorsun eski günleri. Gerçekten de güzel günlerdi. Ama bırak öyle kalsınlar. Kurcalayıp daha da boktanlaştırma hikâyeleri. Yoluna bak artık. Geçmişini düşüne düşüne bugünü yaşamayı unutmuşsun sen. Arada itiraf et kendine. Gerçekten pislik bir insandın sen de. Onun gözlerinde acıyı gördüğünde kahkahalar kopuyordu içinde. Sen böyle biriyken nasıl olurda yalnız kaldın diye küfredebilirsin kaderine? Seçimlerinde gizliydi aslında yaşamak istediklerin. Sen çokluğu istiyordun içinde büyüyen o açgözlülükle. Sonuçlarını da öğrendin artık, olmuyorsa olmuyordur işte. Gerekirse yeniden başlayıp, yine o hataları yapıp yeniden üzüleceğim buna değmez mi diyorsun, anlıyorum tamam anlıyorum seni. Ama niye hayatını buna harcayasın ki? Durman gerek bir yerde. Durman gerek zamanın bir ucunda bir köşesinde. Yak sigarını seyretmeye koyul bu âlemi. Bırak çakallar birbirini yesin. Birbiri arkasından oyunlar hazırlasınlar, birbirlerinin kuyusunu kazsınlar. Sen duvarlarını koy onlara karşı yaklaşamasınlar sana. Bir kere de esrarengiz adamı oyna mesela. Bütün bu oyunların dışında zar at kendi hayatına. Bir nefesinin, sağlığının, ailenin, sevdiklerinin kıymetini bil. Daha fazlasını bir daha isteme. Bütün bunları yapamam mı diyorsun. O zaman git atla pencerenden. İntihar et. Bunlar zaten bir zamanlar yaptığın şeylerdi, hatırlatırım. Korkaklığın lüzumu yok şimdi. Hadi hemen hazırlanmaya başla, bu kadar vakit harcadığımız yeter. Ceketini giy ve çık sokaklara..

25 Şubat 2014 Salı

Aşk Yolunda Dökülenler

  

  Bir sevda diğer sevdanın yolunu keser. Nedense hep böyle olmuştur aşkta. Herkes kendine göre doğru olanı seçmiştir, köşede kalan içinse yanlışı. Birileri sevinirken, sevilirken, diğeri köşede nedenlerini düşünüp hesaplamaktadır. Oysa ki ne istenilen tam zamanında yetişebilmiştir aşka. Ne de bekleyen sabırlı olup bekleyebilmiştir o karanlıkta. Yanlış yanlışı doğurup denk gelememiştir doğru zamanda bekleyenle beklenilen. Bu yüzden mümkün değildir doğru aşk. Sevmek sevenin kontrolünde olsaydı eğer, hiç böyle olur muydu hayat? Hiç böyle olur muydu aşk?



  Yalnızlık bazılarına rahat verir, bazılarının ise uykularını kaçırtır sabahlatır. Yalan dolan hepsi bir tarafa, en çok sevenin içini acıtır, yüreğini kanatır. Yusuf’un  Züleyha’sı, gerçek Zülahya  olmayı becerebilseydi eğer, Yusuf hiç yeni bir Züleyha oluşturur muydu kafasında. Sevilmek hiçbir zaman senin elinde değildir ama sen her defasında sevmenin hakkını vermek zorundasın. Bu da sevenin aşka borcudur. Yıllar geçse bile unutmayacaksın geride bıraktıklarını. Pes etmeyeceksin doğru olanı bulana kadar. Arayışların bir son bulmayacak, çabalayacaksın. Yanlış kişilerde doğruyu aramayacaksın, zaman harcamayacaksın. Çünkü hayat kısadır. Bir gün doğru kişi karşına çıktığında; sen neredeydin şimdiye kadar diyeceksin. Ve dönüp arkana bakacaksın onunla. Bunları bunları yaşadım diyeceksin, anlatacaksın ona olan biten her şeyi. Peki bunlar olurken sen neredeydin be kadın diye soracaksın. O da sana anlatacak bazı şeyleri elbet. Yitirdiklerimizdir bizi ayakta tutan. Kaybettiklerimizdir yolumuzu açan. Bu yol hiç bitmez. Bu yol sevdanın kırıntılarıyla döşeli. Birini bırakır diğerleriyle devam edersin ama asla ümidin tükenmemeli..