Ben
paranoyak, korkak, pislik, yalancı, it herifin teki değilmişim. Sadece hayat
boktanlaşmış. Düzeni bozulmuş dünya kıyameti çağırırken kendine, nasıl olur da
bir takım iyiler ayakta kalır? Saflık, temizlik yürekleri teker teker terk
etmeye başladığında büyüdüğümü fark ettim. Hayattı bu çocuğum, hayat. Asla
dönülemeyecekti çocukluğa ve kurulan masumane hayallere. Geçmiş eski
defterlerin arasına yazılmış birkaç satırdan ibaretti. En sevdiğin, en değer
verdiğin bile gün gelip sana sırtını çevirebiliyorken, nasıl olur da
bekleyebilirdin ki bir başkasından karşılıksız iyiliği. Nasıl olur da bir anne
şefkati gibi dokunabilirdi yanaklarına. Dostluğun, aşkın bile satın
alınabileceğini yahut şehvetin tüm bunların yerine bırakabileceğini sen
biliyorken nasıl olur da tekrardan gülümseyebilir, bir umutla bakabilirdin
hayata, aşka. Bütün evreni saran karanlık, büyüdükçe yüreklerde de başlar oldu.
Gelenler, gidenler, arkasını dönmeden terk edenler. Hayal kırıklıklarıyla
doluydu benim ceplerim. Oysa ki ne hayaller kurardın çocuk düşlerinde. Gökyüzündeki
yıldızlar kadar düşlerin vardı senin, hepsi bir bir sönmeden önce.
Önce bir
kızı sevdin daha küçücükken. Yaklaşamadın ona dokunamadın. Gözlerinle sevdin
onu. Herkes kadar ama herkesten daha farklı. Sonra biraz daha büyüdün. Bir
başka kızı sevdin. Elini tutmak, öpmek, okşamak istedin. Olmadı. Aldı birileri
onu senden. Senin bütün bunların hayalini bile kurarken yaşadığın saçma sapan
mutlulukları gelip birileri çaldı. Bir başkası öptü onu gözünün önünde, sarıldı,
kucakladı. Dayanamaz oldun bir vakitten sonra. İlmek ilmek beyin damarcıkların
parçalandı. En sonunda toplayıp valizini terk ettin bir şehri, diğerine geldin.
Her şey burada daha güzel olacak dedin. Bu şehir benim şehrim dedin, yeni bir
hayat, yeni bir ben olacak dedin. Bu şehir benim şehrim dedin. Değiştirdin
geçmişindeki seni ve seni sen yapan herkesi. Derken biri çıktı yine karşına. Bu
sefer ne korkaklığın tuttu, ne de geç kalmışlığın. Aldın kollarına, sardın, öptün,
kucakladın, sevdin, seviştin. Yaşayamadığın hiç başlamamış sevdaların hatrına
onu bir daha sevdin. Dolaştırdın teninde parmaklarını. Gülümsemesiyle kendinden
geçtin. Sonra zaman geçti o değişti, sen değiştin. Hep bir şeyler eksik onda
dedin büyük bir aç gözlülükle. Sevda istediğin değildir, ansızın bulduğundur
sözünü kabullenemedin. Gecenin halvetinde orgazma ulaşan bir derviş gibi
mutluluk doluydu bir zamanlar gözlerin. Sonra terk ettiğin şehre gittin, geldin.
Geride ne eski sen kalmıştın artık, ne de eski o. Yine bir şeyler olmuştu. Belki
de birileri girmişti araya. Görmezden geldin. Çabaladın, çabaladın onu ve
kendini geri döndürebilmek için eski haline. Paranoyaklıkların girdi bu sefer
devreye. Artık birileri beynine kaynak makinesiyle çalışmalar yapıyor, üstüne
kaynar sular döküyor, seni delirtiyordu. Bekledin, doğru zamanda doğru kararı
verebilmek için. Her gün yıpratıyordu aldatılıyor hissiyle uyanmak. Ne lanet
bir duyguydu o. Ne öldürebiliyordun kendini yahut birilerini. Ne de bir şey
söyleyebiliyordun. Derken kafanda dönenler bir gün canına tak etti ve her şeyi
bir anda bitiriverdin. Bu vakitten sonra ne o kendini bir tarafa bırakıp sana gelebilecekti,
ne de sen bütün bu olanları sineye çekip ona gidebilecektin. Dönülmez bir yoldu
artık..
Paranoyak
biri değildin sen çocuğum. Aşkı yaşamak istedin ve yaşadın kendi içinde
hissettin. İki yüzlülüğü de tanıdın, şehveti de, nankörlüğü de. Aldattın da
aldatıldın da. Büyüdün artık yavrum. Hayat boktan ve kahpelerle dolu. Bırak sen
de akışına her şeyi. Sadece yaşamana bak ve sen de kahpeleş artık herkes gibi
öylece..
İhtimaller
üzerine kurma sevgiyi. Git sev ya da sevme. Bir gülün ardından yıllarca seni
bekleyenler de, söyle onlara beklemesinler. Karartı ilişiyor göğsüne. Yudum
yudum doluyor içindeki yalnızlık, tüm hücrelerine. Göz kırpışların aldattığını
yıllar önce öğrendin. Sevdin. İçinden gizlice, kimseye çaktırmadan sevdin. Sen
ona yaklaşabilme hesapları yaparken, gittiğini gördün başka bir hayatın
kollarına. Yine kaybettin. Yıllar geçti. Artık ne sevebilir oldun birilerini, ne
de gülümseyebildin onların gözlerine. Geri çekildin tüm hayatın
koşturmacasından kendi pencerene. Uğraşmaz oldun artık her gördüğün
ilişkilerle. Gençlik elden gidiyor diye seslene dursun ihtiyar halin, boşverdin
onu da pes ettin. Artık ne torunlarına anlatacak hikâyelerin olacak, ne de
ölmeden yaşamak istediklerin. Beyninde dolaşanlar tüketti seni. Konuşamadın, anlatamadın
kimseye içinden geçenleri. Bir volkan olup patlayamadın. Bir uçurum kadar
derindi yaraların. Sustun sadece sustun. Haklıydın, kırgındın insanlara ve
sevdalara. Sen her elini uzattığında boş bırakanlar utansın. Hiç tanımadan, hiç
bilmeden kaybettiklerine yansın. Ah çocuğum.. Sen yanlış zamanda yanlış
sevdaların arasında yaşıyorsun. Tamam sen Mecnunsun da hani Leyla nerde. Leyla
mı kaldı bu devirde. Çölleri aşsan da, dağları delsen de, Leyla yıllar önce
öldü ve sen onu hiç tanıyamadın. Bir kez olsun bile bakamadın gözlerine. Ne
büyük kayıptır bu. Ara ara dalıp gidiyorsun uzaklara da, uzaklarda da kimse
kalmadı. Metalaştırdılar kadınları. Herkesin hoşlandığından sen de
hoşlanacaksın, adına aşk diyeceksin, onunla her gece sevişeceksin, dediler. Babalarından
zengin, üstünde marka kıyafetler ve barzo sakalları.. Bu mudur yani kadınların
aradıkları. Hani ilk bakışma, hani ilk heyecan nerede? Sevda bunun neresinde? Boşver
çocuğum boşver. Yorma bunlarla kafanı. Bakma öyle konuştuğuma. En güzeli sen
hep küçük kal. Büyüme çocuğum, asla büyüme..
Süleyman ÇİFTLİKLİ


